Gökberk Gezer – Keyifli Bir Başlangıç

  Sezona keyifli bir başlangıç yaptık. Antalyasporumuz çok zorlanmadan, yeni sezona “Merhaba” dedi. Öncelikle Antalyaspor olarak sezona galibiyetle başlamaya pek alışık değiliz çünkü bundan önceki  yakın sezonlarda (2015 yılındaki Başakşehir maçı hariç) genelde sahada taktik anlayışı zayıf, fiziken rakibinden güçsüz ve konstrasyon problemi yaşayan takımlar izlemiştik. Ancak Göztepe karşısında bunun tam tersi bir takım sahadaydı. Sanki lige hiç ara verilmemiş gibi son derece diri, sahada ne yaptığını bilen, aynı zamanda da fiziken rakibine karşı oldukça güçlü bir Antalyaspor vardı. Bu da beni oldukça şaşırttı. Başlama vuruşuyla birlikte Göztepe oyuna aslında baskılı başlamıştı ama bu baskı on beş dakikayı geçmedi ve savunma hattında yaptığımız paslarla kontrolü elimize aldık. Kontrolün bizde olduğu bu dakikalarda da golü bulduk ve ilk devreyi istediğimiz gibi tamamladık. İkinci yarıda ise üstümüze gelmeye çalışan bir Göztepe vardı fakat savunma konusunda oldukça başarılı ve disiplinli olduğumuz için Göztepe sadece bir ciddi tehlike yaratabildi. Maç içerisinde ciddi konsantrasyon kayıpları yaşamadık; takımca sahaya odaklandığımız açıkça belliydi. Oyunun bazı anlarında kendi sahamızda Göztepe’nin  baskı yaptığı dakikalarda yaptığımız paslar oldukça başarılıydı ve tahmin ediyorum bu paslar Göztepeli futbolcuları oldukça yordu ve canını sıktı. Bu da geçen seneden gelen özgüvenli takımımızın bir sonucu oldu. Oyun olarak izleyiciye keyif vermediğimiz geçen seneden beri aşikar ancak istediğimiz sonucu almakta oldukça başarılıyız. Öne geçtikten sonra topu rakibe verip zaman geçirmeye o kadar alıştık ki bu oyun tarzından bahsetmeme bile gerek yok artık. Bireysel performanslara bakmamız gerekirse; Serdar Özkan’ın doksan dakika maçı zorlanmadan çıkartması beni oldukça mutlu etti. Sahanın Diego ve Bahadır ikilisinden sonra en iyisiydi. Gerek oyunu yönlendirmede gerek hücum organizasyonlarında oldukça etkiliydi. Kondisyonunu bozmazsa ve sakatlanmazsa bu sene geçen seneden çok daha fazla katkı vereceği düşüncesindeydim. Sahanın belki de tek kötü diyebileceğimiz ismi Hakan Özmert’ti. Kaybettiği toplar çok göze battı.  Maç başladığında Ufuk’un ismini gördüğümde kafamda soru işaretleri vardı fakat ilk Süper Lig maçına çıkmasına ve henüz 22 yaşında olmasına rağmen sanki 4-5 senedir bu ligte oynuyormuşcasına soğukkanlı ve temiz bir maç çıkardı. Takımla (özellikle de Charles’le) uyumu da benden geçer not aldı. Doğukan sanırım sakatlığının da etkisiyle hücumda biraz tutuktu. Şimdi gelelim Mukairu’ya… Hiç böyle bir performans beklemiyordum. Hatta kafamda hep ikinci Drole vakası yaşanacak gibi düşünceler dolanıyordu fakat yaptıklarını şaşkınlıkla izledim çünkü hazırlık maçlarını izleme fırsatım olmamıştı. Oldukça süratli top sürebilen, deyim yerindeyse “topu alıp giden”, kaptırdığı topu geri kovalayan, güçlü, atletik ve adam eksiltebilen bir futbolcu sahadaydı. Fizik olarak da oldukça hazır olduğu çok netti ve bana Mbappe’nin Monaco yıllarını hatırlattı. İlerleyen yıllarda isminden çok bahsettireceğinden en ufak şüphem yok. Atıf içinse hem sakatlıktan çıkması hem de oyuna sonradan girmesiyle sebebiyle çok girmeyeceğim zaten yıllardır herkes kalitesini ve yaptıklarını biliyor.
  Sahadaki bilinçli ve başarılı oyunun dışında bu maçın en büyük artısı geçen sezon çok bahsettiğimiz “futbolcu-taraftar-yönetim” üçgenindeki bağların daha da güçlendiğini görmekti. Takımımızda oldukça samimi bir aile ortamı var ve yeni oyuncuların da buna adapte olduğunu görmek oldukça sevindirici. Futbolcular ve yönetim elinde geleni yapıyor. Bizim de taraftar olarak takımımızı sahiplenip Denizli maçında stadı doldurmamız farz oldu.