Kod Adı: Galibiyet

Kazanmayı özlemiştik. Zorlu rakibimiz karşısında üç puanı kasamıza koyduk ve üst sıralardaki yerimizi sağlamlaştırdık. Maça bir saat kala kadrolar açıklandığı zaman ilk bakışta dizilişi kafamda canlandıramadım. Bülent Hoca oldukça ilginç ve beklenmedik bir değişikliğe gitmişti. Cissokho’nun yerine sol bek pozisyonunda Celustka’ya yer verilmesini sağ kanattan hızıyla tehlike yaratabilecek Halil Akbunar’a bağlıyorum çünkü Erzurumspor maçında Cissokho geriye dönüşlerde oldukça hantal kalmıştı. Gel gelelim maçın ilk düdüğüyle oluşan diziliş aklımdaki tüm soru işaretlerini yok etti. Bülent Hoca, Doukara’nın yokluğunda Mevlüt-Maicon ikilisinin ileride yer aldığı bir 4-4-2 sistemiyle sahaya çıkmıştı. Kanatlarda da ilk defa Serdar Özkan ve Doğukan ile maça başlamıştı. Oyunun ilk bölümüne oldukça istekli ve baskılı başladık. Topa hâkim olan taraf büyük ölçüde Antalyaspor’du. Zaten bu baskı yirminci dakikada meyvesini verdi ve Serdar Özkan jeneriklik bir golle örümcek ağlarını aldı. Golden sonra ilk yarıda kalemizde birkaç tehlikeli pozisyon görsek de soyunma odasına 1-0 önde girmemiz pek de zor olmadı. Devre arasında ise ikinci yarı ecel terleri dökeceğimizden adım gibi emindim. Nitekim yanılmadım ve stres başladı. Neyse ki korkulan olmadı ve oldukça vasat hücum ettiğimiz ve oyunu geride kabul ettiğimiz karşılaşmada gülen taraf biz olduk. Her hafta yazmaktan sıkıldığım bir husus: Hücum bölgesinde oldukça beceriksiz davranıyoruz ve bal gibi fırsatları cömertçe harcıyoruz. Bu maçı çok rahat bir şekilde de seyredebilirdik. Ancak şunu kabul edelim; bu maçta futbolcuların ve teknik ekibin göze hoş gelmek ya da seyirciye keyif vermek gibi amaçları yoktu. Tek amacımız üç puanı almaktı. Yani bu maç bir film olsa ismi “Kod Adı: Galibiyet” olurdu ve aksiyonun yanında oldukça gergin geçerdi (Baş rolde de Serdar Özkan olurdu tabii). Velhasıl bu film hayran olunup tekrar izlenecek bir film değildi. İzleyiciye verdiği en güzel etki mutlu sonla bitmesiydi. Film alegorisini geride bırakarak bu maçta futbolcuların standartlarının üstünde inanılmaz bir mücadele verdiğinin altını çizelim. Tüm çaba galibiyet içindi. Oyun kalitesine bakacak olursak, bu zeminde El Clasico bile oynansa, seyir zevki belli bir seviyenin üstüne çıkamazdı. Pas oyunu için oldukça kötü bir sahada oynandı maç. Zaten maçın skoru ve hücum organizasyonlarındaki verimsizlik bunu gösteriyor. Bireysel performanslara gelecek olursak her ne kadar Serdar Özkan oyunda kaldığı süre içerisinde hücumlarımızın hemen hemen hepsinde oyunu yöneten oyuncu olmasına ve muhteşem bir gol atmasına rağmen benim için maçın yıldızı Chico’ydu. İnanılmaz bir mücadele verdi ve rakibimizin kalemize yığıldığı ikinci yarıda yerinde müdahaleleri ve soğuk kanlılığıyla birçok pozisyonda bizlere derin bir “oh” çektirdi. Mevlüt maalesef yine kayıptı ama zaten bu maç onun aktif olmasını gerektirecek bir oyun anlayışımız da yoktu. Salih ise kendisine verilen şansı oldukça iyi değerlendirdi. Her ne kadar birkaç basit çalım yese ve rakibi kaleciyle karşı karşıya bıraksa da Diego ile uyumu gayet başarılıydı. Drolé, Drolé, Drolé… Kendisine çok güveniyorum. Harika bir fiziği var ve oldukça atik bir oyuncu ama nedense ceza sahası içinde aniden vasat bir halı saha oyuncusuna dönüşüyor. Ah bir golle tanışsa kendini bulacak bana kalırsa. Boffin’i ise anlatmamıza gerek yok zaten görüyorsunuz. Bülent Hoca’nın değişiklikleri ise oldukça doğruydu fakat beş dakika rötarlı geldiğini düşünüyorum. Tüm takımı, özellikle de kaptanımız Diego’yu hırsı ve verdiği mücadeleden dolayı kutluyorum.
Şimdi sırada formda Bursaspor var. Gerek kalite olarak gerekse mental olarak müstakbel rakibimizden üstün olduğumuzu düşünüyorum. İyi bir çalışma ve analizle galip gelen taraf olmamız işten bile değil.